Teknoloji dünyasında son on yılın en büyük mantrası “Sürdürülebilirlik” ve “Net Zero” (Net Sıfır) hedefleriydi. Ancak 2022’nin sonlarında başlayan Generative AI (Üretken Yapay Zeka) devrimi, bu yeşil rüyayı gri bir kabusa dönüştürme riski taşıyor. Büyük Teknoloji (Big Tech) firmaları, bir yandan iklim krizini çözmek için teknolojiyi işaret ederken, diğer yandan tarihin en büyük enerji oburu olan LLM (Büyük Dil Modelleri) altyapılarını inşa ediyor.
Peki, Google ve Microsoft gibi devlerin karbon nötr hedeflerinden sessizce sapmasının arkasında ne var? Veri merkezleri gerçekten dünyayı ısıtıyor mu?
Yeşil Hedeflerden Sapma: İstatistikler Yalan Söylemez
Google ve Microsoft, uzun yıllardır karbon ayak izlerini silme konusunda en iddialı taahhütleri veren şirketler arasındaydı. Google, 2030 yılına kadar operasyonlarını tamamen karbonsuz enerjiyle yürütmeyi hedeflerken, Microsoft 2030’da “karbon negatif” olmayı planlıyordu. Ancak Yapay Zeka (AI) denkleme girdiğinde hesaplar şaştı.
Google’ın son çevre raporları, emisyonlarının son beş yılda yaklaşık %48 oranında arttığını gösteriyor. Benzer şekilde Microsoft’un emisyonları da 2020’den bu yana %30 civarında bir artış gösterdi. Bu artışın temel suçlusu açık: Veri Merkezleri.
Bir yapay zeka modelini eğitmek (Training) ve daha da önemlisi, milyonlarca kullanıcının bu modelleri sorgulamasını sağlamak (Inference), inanılmaz bir “compute” (işlem) gücü gerektirir. Standart bir Google araması minimum enerji harcarken, bir ChatGPT sorgusu veya bir Midjourney görsel üretimi, bunun 10 ila 30 katı daha fazla enerji tüketebilir.
Donanım Dünyasının Isınma Sorunu
Sorun sadece elektrik faturası değil, termodinamik yasalarıdır.
- GPU Kümeleri: NVIDIA H100 gibi modern AI çipleri, muazzam bir işlem gücüne sahiptir ancak aynı oranda ısı üretirler. Binlerce GPU’nun aynı anda çalıştığı bir sunucu çiftliğini (Server Farm) soğutmak, işlem yapmaktan daha fazla enerji gerektirebilir.
- Su Tüketimi: Geleneksel hava soğutma sistemleri yetersiz kaldığında, veri merkezleri su bazlı soğutma sistemlerine geçer. Bir veri merkezinin, orta ölçekli bir şehrin tükettiği kadar su harcadığı senaryolar artık distopik bir kurgu değil.
Bu durum, “Scope 3” emisyonlarını (tedarik zinciri ve donanım üretimi kaynaklı emisyonlar) kontrol altına almayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
Paradigma Değişimi: Rüzgardan Atoma Dönüş
Güneş ve rüzgar enerjisi harikadır, ancak “intermittent” (kesintili) yapıdadırlar. Güneş her zaman parlamaz, rüzgar her zaman esmez. Oysa bir AI veri merkezi 7/24 kesintisiz ve yüksek voltajlı güce (Baseload Power) ihtiyaç duyar.
İşte bu noktada Silikon Vadisi, beklenmedik bir müttefike dönüyor: Nükleer Enerji.
Microsoft ve Google, enerji açığını kapatmak için nükleer enerjiye devasa yatırımlar yapmaya başladı. Ancak bu, eski tip devasa santrallerden ziyade, yeni nesil teknolojileri kapsıyor:
- Microsoft ve Three Mile Island: Microsoft, Three Mile Island nükleer santralinin kapatılan bir ünitesini, veri merkezlerini beslemek üzere tekrar faaliyete geçirmek için Constellation Energy ile 20 yıllık bir anlaşma imzaladı.
- Google ve SMR (Küçük Modüler Reaktörler): Google, Kairos Power ile anlaşarak, veri merkezleri için özel olarak tasarlanmış, daha güvenli ve hızlı kurulabilen SMR teknolojisine yatırım yapıyor.
- Amazon Web Services (AWS): Benzer şekilde, veri merkezlerinin doğrudan nükleer santrallerin yanına inşa edilmesi (“behind-the-meter” bağlantı) için adımlar atıyor.
Bu hamleler, teknoloji devlerinin yenilenebilir enerjinin AI’ın hızına yetişemeyeceğini kabul ettiğinin en açık göstergesi.
Sonuç: Sürdürülebilirlik mi, Yapay Zeka Üstünlüğü mü?
Teknoloji dünyası şu anda bir yol ayrımında. Bir yanda AGI (Yapay Genel Zeka) yarışını kazanmak, diğer yanda gezegeni korumak. Nükleer enerjiye dönüş, “temiz ama tehlikeli” tartışmalarını yeniden alevlendirse de, karbon salınımını sıfıra indirmek ve aynı zamanda 7/24 çalışan bir AI altyapısını beslemek için şu anki en rasyonel çözüm gibi görünüyor.
Yapay zeka dünyayı ısıtıyor olabilir, ancak ironik bir şekilde, füzyon enerjisi veya yeni nesil nükleer reaktörler gibi çözümlerin hızlanmasını sağlayarak, enerji krizini çözecek anahtarı da yine kendisi sunabilir.


